Bu dine inananların tek gerçek amacı, hak edilen ölümü yaşamaktır. Onlara göre bu dünya bir yanılgıdan ibarettir ve geçicidir. İnsan bedeni, bilincin hapsolduğu bir kap olarak görülür; bu nedenle ölüm, bilinç için gerçek formuna kavuşmak anlamına gelir.
Bu düşüncenin temelinde, inandıkları varlık Nihara’nın bu dünyayı ve üzerindeki tüm canlıları yaratabilmek için kendinden parçalar kopardığı inancı yatar. Her canlının içinde bu parçadan bir iz bulunur. İnananların yaşamları boyunca yapmaya çalıştıkları şey ise, dünyada edindikleri tecrübeler aracılığıyla bu parçanın saflığını bozmadan onu Nihara’ya geri ulaştırmaktır.
Böylece, tanrılarına bireysel olarak bir etki ve katkı sağladıklarına inanırlar.
"Yaşamak, bilinç için bir sınavdır; fakat ölmek, özgürlüktür."
Bu inanca göre tüm canlılar, Nihara'dan kopmuş enerji parçalarıdır. Bu kopuşla birlikte aşağıdaki ilkeler geçerli olur:
Nihara’dan kopan hiçbir parça yok olmaz. Bilinçler dağılır; ancak ortadan kaybolmaz. Yalnızca farklı formlar içinde varlık kazanırlar.
Bu varlıklar, yaşam süreleri boyunca ihtimaller denizi içinde, belirsiz bir hâlde var olur. Bunun temel nedeni, dünyada kaos ve düzensizliğin hâkim olmasıdır. İnsan için yaşamak nihai bir amaç teşkil etmez; zira insan, Nihara’dan kopmuş ve bu dünyaya ait olmayan bir formdur. Ölüm ise bu düzensiz yapının çöküşünü temsil eder.
Her canlı öldüğünde özüne, yani Nihara’ya geri döner ve belirsizlik sona erer. Bu belizlik sürecinde edinilen tecrübeler, Nihara’nın kaos üzerindeki hâkimiyetini artırır. Her varlığın yok oluşu, bu hâkimiyeti besleyen bir katkı niteliği taşır.
İntihar yasaklanmıştır; bu eylem, inancın temel yasalarına doğrudan aykırıdır. Her bir yaşam formu, milyonlarca ihtimal zincirinin birbirine bağlanmasıyla varlık kazanır. Bu ihtimalleri bilinçli biçimde yok ederek intihar etmek, Nihara’nın hâkimiyet altına almak istediği kaosa hizmet etmek anlamına gelir.
Bu nedenle insan, hakikatiyle yüzleşmek zorundadır. Nihara’ya uyum sağlayabilmek için, her zaman bahsi geçen hak edilen ölümün gerçekleştirilmesi gerekir. Ancak bu şekilde kişi, gerçekten Nihara’ya hizmet etmiş olur; dünyayı kaostan bir adım daha uzaklaştırır ve Nihara’ya en uygun biçimde katkı sunar.
Nihara İnancı’nın mensupları, hak edilen bir ölüme ulaşabilmek adına yaşamları boyunca karşılarına çıkan her tecrübeyi göğüsler. Ancak bu süreçte kişi sakat kalır ve işlevini yitirirse, bundan sonraki zorluklarla başa çıkamayacağına; dolayısıyla inancını yaşayamayacağına ve yolunun eksik kalacağına inanılır.
Bu noktada, artık inancını kendi hayatı üzerinden yerine getiremeyeceğini kabul eden bireyler, Nihara katedrallerinde inananlara ya da orada konaklayan insanlara inançlarını öğretmeyi ve onlara yaşamları boyunca yol göstermeyi seçerler. Böylece Nihara kiliseleri, hem katedrallerin bakımını üstlenecek hem de inancı dünyaya yayacak rahiplere sahip olur.
Rahiplik anlayışı, Mesih Ezekiel’in öğretileriyle birlikte ortaya çıkmıştır. Ezekiel’den önce sakat kalan bireyler, lanetlenmiş olarak değerlendirilmekteydi.
Nihara İnancı’nda lanetlenme, belirli koşullar altında ortaya çıkan bir durumdur. Bu kavrama getirilen açıklama şöyledir:
Nihara’dan kopmuş olan bir formun, ölümden sonra saflığını yitirerek Nihara’ya uyumlu hâlini kaybetmesi, bu inançta lanetlenmiş olarak kabul edilir. Başka bir deyişle, bilincin ölüm sonrası dönüşüm sürecinde Nihara’ya uygun nitelikleri koruyamaması lanetlenme olarak tanımlanır. Bunun gerçekleşmesine yol açan birkaç temel neden bulunmaktadır:
Bireysel olarak inançlarının yolunda yürüyen inananlar, arınma ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri Nihara Katedrallerinde bir araya gelirler. Aynı zamanda bu katedrallerde yıllık bayramlarını ve ritüellerini gerçekleştirirler. Bu katedraller, bununla birlikte bir yetimhane işlevi de görür.
Nihara İnancı’na mensup olmayan insanlar, istemedikleri çocukları yolları üzerindeki katedrallere bırakırlar. Bu çocuklar, katedrallerde inanca hizmet eden rahipler tarafından yetiştirilir. Terk edilmiş bu çocuklara inanç aşılanır; aileleri tarafından değersiz görülen hayatlarının, aslında Nihara’nın gözünde ne denli değerli olduğu gösterilir. Böylece terk edilen çocuklar kaosun elinden kurtarılır ve yaşamlarına anlamlı bir yön kazandırılır.
Katedraller, geçimlerini çoğunlukla burada barınan gezginlerden ve inanç mensuplarının yaptığı bağışlar sayesinde sağlarlar.
Nihara İnancı’nın günümüz dünyasındaki işleyişini denetim altında tutmak ve sahtekârlığın önüne geçmek amacıyla, inananlar tarafından köklü bir kültürel sistem oluşturulmuştur. Nihara Katedrallerinde yetiştirilen çocuklar, eğitim aldıkları katedrale ömür boyu bağlı hâle gelirler. Her katedral, kendisine mensup bireylerin enselerine o katedrali temsil eden özgün dövmeler işler. Bu dövmeler biçim olarak birbirinden farklı olsa da aynı amaca hizmet eder. Uygulama, rahipler tarafından “deneyim kazanmaya hazır” olduğu kabul edilen bireylere, kabul ayinleri sırasında yapılır.
Bu ayin, kişinin katedral eğitimini tamamladığını ve dış dünyaya uyum sağlayabilecek düzeye ulaştığını simgeler.
Dövme işlenmeden önce birey, bağlı olduğu katedrale kendi kanından bir bağış sunar. Böylece kişi, “hak edilen ölüm”e katedral sınırları içerisinde ulaşamasa dahi, ölümünden sonra kendisi adına bir uğurlama ayini gerçekleştirilebilir. Deneyim yolculukları sırasında ölen mensupların kaybolmaması ve bedenlerine ulaşılabilmesi adına, her Nihara inananına yolculuğu boyunca inanç dışı bir kişinin eşlik etmesi istenmiştir. Bu kişilere “şahit” adı verilir.
Şahitler, inananın yolculuğunu, karşılaştığı deneyimleri ve ölüm biçimini rahiplere ayrıntılı şekilde aktarır. Böylece rahiplerin doğrudan gözlemleyemediği süreçler, tanıklık yoluyla kayıt altına alınır. Buna ek olarak, her inanandan yolculukları boyunca yaşadıklarını ve bunlara dair yorumlarını kaleme aldığı kişisel bir günlük tutması önerilir.
Yılda bir kez düzenlenen ve “Uğurlama Festivali” olarak adlandırılan bu günde, tüm Nihara inananları dövmelerini taşıdıkları katedrale geri dönerler. Bayramın temel amacı, yaşamları boyunca ölümü hak etmiş olan bireyleri belirlemek ve onları Nihara’ya geri uğurlamaktır.
Bu günde rahipler, görev yaptıkları katedrallerde bir araya gelerek, o katedrale bağlı olan kişilerin ölüme layık olup olmadığını değerlendirirler. Ancak yaşayanlar arasından seçilenlerin sayısı oldukça sınırlıdır. Bu ayrıcalığa erişenler, rahiplerin ve inananların huzurunda gerçekleştirilen kutsal bir ayinle Nihara’ya uğurlanır.
Ayin sırasında seçilen kişi, kanını bir kaba boşaltır. Bu kap, törene katılanlar arasında dolaştırılır ve herkes kanından bir yudum alır. Aynı zamanda ayine tanıklık edenler de kendi kanlarını ayrı bir kaba akıtır; oluşan bu karışım, seçilmiş kişi tarafından içilir. Ritüelin ardından, Mesih Ezekiel tarafından kutsanan, her katedral için özel olarak dikilmiş olan ağaca bir yarasa gibi baş aşağı asılır. Daha sonra boğazındaki şah damarı kesilir ve kanı, ağacın köklerini besleyen kutsal toprağa akıtılır. Beden, kanı tamamen tükenene kadar orada bırakılır ve böylece ayin tamamlanmış olur.
Ne var ki bazı durumlarda, seçilmiş kişilerin bedenleri kanları toprağa bütünüyle karışmadan yere düşmüş hâlde bulunur. Bunun sebebi, seçilemeyen bazı inananların kıskançlıklarını gizlice göstermeleri ve asılan kişinin ipini gevşetmeleridir.
The sole true purpose of those who believe in this religion is to experience the deserved death. According to them, this world is nothing but an illusion and temporary. The human body is seen as a vessel in which consciousness is imprisoned; therefore, death means the consciousness returning to its true form.
This belief is based on the idea that the entity they worship, Nihara, tore parts of itself to create this world and all living beings. A trace of this part exists within every living being. What believers attempt to do throughout their lives is to deliver this piece back to Nihara without corrupting its purity through the experiences they gain in this world.
Thus, they believe that they individually affect and contribute to their god.
"To live is a trial for the consciousness; but to die is freedom."
According to this belief, all living beings are energy fragments torn from Nihara. With this separation, the following principles apply:
No fragment torn from Nihara is lost. Consciousnesses disperse; yet they do not vanish. They only gain existence within different forms.
These beings exist in an indefinite state within a sea of possibilities throughout their lives. The main reason for this is that chaos and disorder dominate the world. Living does not constitute a final purpose for humans; for the human is a form torn from Nihara and does not belong to this world. Death represents the collapse of this disorderly structure.
Every living being returns to its essence—Nihara—upon death, and uncertainty comes to an end. The experiences gained throughout this period of uncertainty increase Nihara’s dominance over chaos. The annihilation of every being serves as a contribution that feeds this dominance.
Suicide is forbidden; this act is in direct violation of the fundamental laws of the faith. Each form of life gains existence through the connection of millions of chains of possibilities. Ending these possibilities consciously through suicide means serving the chaos that Nihara seeks to subdue.
For this reason, human beings must face their truth. In order to harmonize with Nihara, the deserved death mentioned must always be achieved. Only in this way does a person truly serve Nihara; they move the world one step further away from chaos and offer the most suitable contribution to Nihara.
The adherents of Faith of Nihara endure every experience they encounter throughout their lives to achieve a deserved death. However, if during this process the person becomes disabled and loses functionality, they believe that they will not be able to face the following hardships; therefore, they will not be able to live their faith and their path will remain incomplete.
At this point, individuals who accept that they can no longer fulfill their faith through their own lives choose to teach the faith and guide others throughout their lives at Cathedrals of Nihara. Thus, the Nihara churches gain priests who maintain the cathedrals and spread the faith throughout the world.
The concept of priesthood emerged with the teachings of the Messiah Ezekiel. Before Ezekiel, disabled individuals were considered cursed.
In the Faith of Nihara, becoming cursed occurs under specific circumstances. The explanation given to this concept is as follows:
If a form torn from Nihara loses its purity after death and fails to maintain a state compatible with Nihara, it is considered cursed. In other words, the consciousness losing its proper qualities during post-death transformation is defined as being cursed. There are several primary reasons leading to this situation:
Believers who walk the path of their faith individually gather in Cathedrals of Nihara, where they can meet their purification needs. At the same time, these cathedrals are where they conduct annual festivals and rituals. Additionally, these cathedrals serve as orphanages.
People who do not belong to the Faith of Nihara leave unwanted children at cathedrals located along their paths. These children are raised by priests serving the faith. The abandoned children are indoctrinated with the faith; they are shown how valuable their lives truly are in the eyes of Nihara, despite being deemed worthless by their families. Thus, the abandoned children are saved from chaos and their lives gain meaningful direction.
The cathedrals largely sustain themselves through donations from believers and travelers who stay within them.
In order to maintain control over the operation of the Faith of Nihara in the modern world and prevent deception, an extensive cultural system has been formed by believers. Children raised in Cathedrals of Nihara become bound to the cathedral where they were educated for life. Each cathedral engraves unique tattoos representing that cathedral on the napes of its members. Although these tattoos differ in form, they serve the same purpose. The practice is carried out during acceptance rituals on those whom priests deem “ready to gain experience.
This ritual symbolizes that the individual has completed cathedral training and reached a level suitable to adapt to the outside world.
Before the tattoo is engraved, the individual offers their own blood as a tribute to the cathedral they are bound to. Thus, even if the person cannot reach the “deserved death” within cathedral grounds, a farewell ritual can still be performed on their behalf after death. To ensure that believers are not lost and their bodies can be found during their journeys, each Nihara believer is accompanied by a non-believer throughout the pilgrimage. These individuals are called “witnesses.”
Witnesses document the believer’s journey, experiences, and manner of death in detail to the priests. Thus, processes that cannot be directly observed by priests are recorded through testimony. Additionally, every believer is encouraged to keep a personal journal in which they record what they experience and their interpretations throughout their journey.
Held once a year and called “Farewell Festival,” all Nihara believers return to the cathedral where they bear their tattoo. The primary purpose of the festival is to determine individuals who have earned death and send them back to Nihara.
On this day, priests gather in the cathedrals where they serve and evaluate whether individuals belonging to that cathedral are worthy of death. However, the number of those chosen among the living is extremely limited. Those who gain this privilege are sent to Nihara through a sacred ritual conducted in the presence of priests and believers.
During the ritual, the chosen individual drains their blood into a vessel. This vessel is circulated among those present, and everyone drinks a sip of the blood. At the same time, the witnesses attending the ritual drain their blood into another vessel; this mixture is then drunk by the chosen individual. Following the ritual, the person is hung upside down like a bat on a tree specially sown for each cathedral and blessed by the Messiah Ezekiel. Then the jugular vein in their throat is cut and their blood flows into the sacred soil nourishing the roots of the tree. The body remains there until all the blood is depleted, thus completing the ritual.
However, in some cases, the bodies of the chosen are found on the ground before their blood has fully mixed with the soil. The reason for this is that some believers who were not chosen secretly display their jealousy and loosen the rope of the hanging individual.