Gaerith İnancı, doğanın ve dengenin tanrıçası Gaerith’in yol göstericiliğine dayanan bir inanç sistemidir. Bu inancı benimseyen insanlar, dünyadaki en büyük ve en sık ağaçlara sahip olan Siddim Ormanları’nda yaşarlar. Bu orman, bir Kinyum arazisidir; ancak sıradan bir Kinyum alanının çapını katbekat aşan, büyük bir coğrafyaya yayılır.
Gaerith İnancına mensup olanlar, içinde yaşadıkları dünyanın aslında bir cennet olduğuna inanırlar. Bu cennette yaşama hakkına sahip olmaları ise Tanrıça Gaerith tarafından “seçilmiş ruhlar” olmalarına bağlıdır. Yani varlıklarını sıradan bir yaşam olarak değil, kutsal bir ayrıcalık olarak görürler.
Bu seçilmişliği sürdürebilmenin tek yolu, doğanın düzenini ve dengesini mutlak şekilde korumaktır. Doğaya verilecek her zarar, sadece çevreyi değil, aynı zamanda cennet düzenini de tehdit eder. Eğer bu dengeyi korumak adına hayatları boyunca çaba sarfetmezlerse, cennetten kovulacaklarına inanırlar.
Bu korkunun ve hassasiyetin kökeninde ise geçmişe dair güçlü bir inanış vardır: Tanrıçaları onları seçmeden önce yaşadıkları dünyanın, insanların açgözlülüğü, sömürüsü ve yıkıcılığı nedeniyle tamamen mahvolduğuna ve cehenneme dönüştüğüne inanırlar. Bu yüzden bugün içinde bulundukları cennetin de aynı akıbete uğramasını engellemeyi kutsal bir sorumluluk olarak görürler. Gaerith İnancına mensup olanlar, kendileriyle birlikte bu cennete gönderilenlerin, yani Siddim Ormanı'nın dışında yaşayan insanların, aynı bilinç ve sorumluluğa sahip olmadığını düşünürler. Onlara göre bu insanlar, doğanın kutsallığını ve dengesini korumak yerine bencilce davranarak cenneti sürekli kirletmektedir. Yani sorun, sadece doğaya zarar verilmesi değil; bunun kutsal düzene karşı işlenen bir suç olarak görülmesidir.
Bu yüzden Gaerith İnancına mensup olanlar, kendi halklarını ve yaşadıkları toprakları bu insanlardan bilinçli olarak izole ederler. Bu izolasyon yalnızca bir korunma refleksi değildir; aynı zamanda onlara duyulan derin nefreti ve dışlayıcı tavrı da açıkça yansıtır. Başka bir deyişle, bu insanlar Gaerith İnancına göre artık sadece “sorumsuz” değil, cenneti tekrardan cehenneme sürükleyebilecek bir tehdit konumundadır.
Gaerith İnancına mensup kişiler, cennete layık kalmayı başardıkları sürece ölümün onlar için bir son olmadığını, aksine yeni bir başlangıç olduğunu düşünürler. Aralarından her biri öldüğünde, ruhlarının başka bir canlıya aktarıldığına ve böylece cenneti yeni bir bedende yeniden tecrübe ettiklerine inanırlar. Bu nedenle ölüm, korkulan bir yok oluş değil, aksine sürekli olarak devam eden kutsal bir döngünün parçasıdır.
Ruh aktarımı sırasında ise, eski bedenlerine ve önceki yaşamlarına ait tüm tecrübelerin silindiğine inanırlar. Bu unutuluş, onlar için bir kayıp değil; tam tersine, ruhun yeniden arınması ve potansiyel saflığa ulaşması anlamına gelir. Hafızasız bir yeniden doğuş, ruhu geçmiş hatalardan ve lekelerden bütünüyle arındıran ilahi bir müdahale olarak kabul edilir.
Lubana Kabilesi eski dönemlerde Siddim Ormanı'na kalıcı bir yerleşke kurmuştur. Bu kuruluşun tam tarihi bilinmemektedir. Ancak geçirdikleri Kinyum evrimi göz önüne alınarak buradaki yaşamlarını asırlardır sürdürdükleri varsayılmaktadır.
Lubana Kabilesi'nin inancına göre Tanrıça Gaerith, bu ormanı bizzat kutsamış ve onlara bu toprakların düzenini korumaları adına öğretilerini göndermiştir. Zaman geçtikçe Lubana Kabilesi, Tanrıçalarının kutsaması ve öğretilerini en etkili biçimde nasıl kullanabileceklerini öğrenmiş, sonunda bu öğretiler üzerindeki kavrayışlarını derinleştirerek Tanrıçalarının kutsamasını başka topraklara nasıl aktarabileceklerini keşfetmişlerdir. İşte bu sayede Siddim Ormanı’nın sınırları genişlemiştir.
Tanrıçalarının kutsamalarını Siddim Ormanı'nın farklı bölgelerine aktaran Lubana Kabilesi, bu bölgelerde hakimiyet kurabilmek adına halkını dört farklı kabileye ayırmış, ardından bu kabileleri genişleyen topraklara yaymışlardır. Her ne kadar bu dört kabilenin kökeni aynı olsa da, sorumlu kılındıkları bölgelerin ekosistemlerinin farklılığı, zamanla yaşam biçimlerinin de birbirinden farklılaşmasına yol açmıştır. Buna rağmen bu parçalar, aralarındaki tüm farklılıklara rağmen hâlâ aynı amaca hizmet etmektedirler.
Bu ortak hizmeti birlikte sürdürebilmek için ise her parçadan bilge olarak görülen kişilerin, her ay bir araya gelerek yaşanan gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunabilecekleri ortak bir oluşum kurmuşlardır.
Bu ortak hizmeti birlikte sürdürebilmek için ise her parçadan bilge olarak görülen kişilerin, her ay bir araya gelerek yaşanan gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunabilecekleri ortak bir oluşum kurmuşlardır.
Burada yaşayan her inanan, Kinyum arazisinin etkisiyle tamamen ormana adapte olmuş, bedenleri de bu adaptasyona göre şekillenmiştir.
İnananlar, normal insanlara kıyasla daha kısa boylu, ancak çok daha çevik canlılardır. Kolları ve bacaklarının her biri, vücut ağırlıklarını zorlanmadan taşıyabilecek bir güce sahiptir. Ciltleri son derece kalındır, bu kalınlık sayesinde ormanda bulunan sıradan böcekler onları sokamaz. Gözleri geceleri, sanki gündüzmüş gibi net görmelerini sağlar, sabah vakti ise inanılmaz bir keskinliğe ulaşır. Kulakları çevredeki en düşük sesleri bile duyup fark edebilmek için uzunlamasına gelişmiştir. Burunları ise bir köpek kadar hassastır. Orman içerisinde bulunan parazitlere, zehirlere ve normal şartlarda bir insanı öldürebilecek türden organizmalara karşı bağışıktırlar.
Yerleşim yerlerini ise Siddim Ormanı’nda yükselen, inanılmaz büyüklükteki ağaçların tepelerine kurmuşlardır. Bu yerleşkeleri birbirine bağlayarak, havada bir örümcek ağı gibi uzanan bir topluluk ortaya çıkarırlar. Bu yöntem sayesinde, ilkel fakat kusursuz bir düzenle işleyen bir yerleşke inşa etmiş olurlar.
İşte Gaerith İnancı’nın tüm bu özellikleri, onları dünya üzerindeki topluluklar arasında hakkında en az bilgiye sahip olunanlar arasına yerleştirir.
Lubana Kabilesi’nin bu ormana geldiğinde yerleştiği ilk bölgede hizmet eden Null Kabilesi, yaşadıkları arazide bulunan yüzlerce farklı paraziti çeşitli amaçlar doğrultusunda kullanabilirler. Bu parazitler Kinyum etkisine maruz kaldıkları için, normal parazitlerde görülen semptomların katbekat fazlasını hedefe yaşatabilirler. Üstelik bunu gerçekleştirmek için hedef organizmanın içinde uzun süre kalmaları gerekmez; anlık ve ölümcül canlı silahlar haline gelirler. Hedeflerini kör edebilir, bağırsaklarını ağızlarından kusturabilir, kanlarını dehşet verici bir hızda emebilirler. İşkence amacıyla kullanıldıklarında ise bazı türleri, hedefin derisini sürekli kaşınmaya zorlayan dayanılmaz silahlar haline gelir.
Null Kabilesi bu parazitleri yalnızca doğal alanlarından toplar ve bunu yalnızca gerçekten ihtiyaç duydukları zamanlarda ve kontrollü bir şekilde yaparlar. Zira Siddim Ormanı'nın doğal dengesini bozmak, hiç kimsenin hoş karşılamadığı bir durumdur.
Narsa Kabilesi’nin en belirgin özelliği, Kinyum arazisinde son derece farklı biçimlerde evrimleşmiş yaratıkları evcilleştirip onları en yakın dostları olarak kullanabilmeleridir.
Narsa Kabilesi’nden bir birey, eğer bir yaratığı evcilleştirmek isterse, geleneklere göre o yaratığı gerçekten kontrol edebileceğini kanıtlamak zorundadır. Böylece söz konusu varlığın içinde bulunan ruha saygısını da göstermiş olur. Bunun için, yaratığın tam olgunluğa ulaşmış hâlini avlaması istenir. Yani evcilleştirdiği hayvan, o kişinin ne denli güçlü olduğuna dair doğrudan bir işaret kabul edilir.
Evcilleştirme izni verilen kişi, canavarın yavrusuyla birlikte uzun zaman geçirir; onu tanır, onunla bağ kurar ve tanrıçanın öğretilerine göre hareket eder. Nihayetinde ise, o yaratıkla birlikte ormana hizmet etmeye başlar.
Narel Kabilesi’nin yöntemleri, ağırlıklı olarak savaşçıları zinde ve sağlıklı tutmak üzerine kuruludur. Normal şartlarda yalnızca iyi hissettiren çeşitli bitkiler ve organizmalar, Kinyum arazisine asırlar boyu maruz kalıp yeni bir tür ortaya çıkardığında gözle görülür düzeyde iyileştirici özellikler kazanır; bu maddeleri kullanmayı bilen kişilerin elinde adeta mucizeler yaratırlar.
Bu mucizevi tedavi yöntemleri sayesinde, dünyada tıp alanında en ileri gelen topluluklar arasında yer alırlar. Ancak bu kabile için sağlığın, savaştan daha öncelikli olması, onları askerî güç açısından diğer topluluklara kıyasla bir miktar geri düşürür. Bu açık ise, diğer Siddim Ormanı kabilelerinin savaşçılarından bir bölümünün destek gönderilmesiyle birlikte kapatılır.
Aynı şekilde Narel Kabilesi de kendi sağlıkçılarını tüm kabilelere gönderir; böylece topluluklar arasında denge sürekli olarak korunmuş olur.
Nirva Kabilesi’nin yaşamını sürdürdüğü orman bölgesinde, çeşitli psikedelik etkilere sahip mantarlar, bitkiler ve özünde bu maddeleri barındıran ağaçlar yetişir. Kinyum’un etkisiyle bu bitkilerin ve maddelerin psikedelik özellikleri inanılmaz ölçüde güçlenmiştir. Nirva Kabilesi, bu doğal maddeleri düşmanlarının gerçeklik algısını tamamen kırmak ve yönünü şaşırtmak amacıyla kullanır.
Saldırı anlarında genellikle ilk sahaya ulaşan ve çatışma alanını kendi isteklerine göre şekillendiren kabile Nirva’dır. Bu maddeleri gaz hâline getirerek, sıvı biçimde silahlara sürerek ya da doğrudan ciltle temas ettiğinde kana işleyebilecek şekilde kullanırlar. Bu psikedelik özellik taşıyan doğal materyaller yalnızca saldırı amacıyla değil, kendi savaşçılarını çatışma sırasında desteklemek için de kullanılır.
Ancak bu maddeler, savaşçılara yalnızca kritik anlarda verilir. Çünkü etkileri son derece kısa sürelidir ve zaman geçtiğinde öngörülemez yan etkilere yol açabilir. İşte bu yöntemleri nedeniyle diğer kabileler tarafından zaman zaman önyargıyla karşılanırlar. Fakat Nirva Kabilesi geliştirdiği materyallerle birlikte Siddim Ormanı'nda saygınlığını her zaman korumayı başarmıştır.
The Faith of Gaerith is a belief system based on the guidance of Gaerith, the goddess of nature and balance. People who adopt this faith live in the Siddim Forests, which have the largest and densest trees in the world. This forest is a Kinyum territory; however, it spreads across a large geography that far exceeds the diameter of an ordinary Kinyum area.
Those belonging to the Faith of Gaerith believe that the world they live in is actually a paradise. Their right to live in this paradise depends on being "chosen souls" by Goddess Gaerith. That is, they see their existence not as an ordinary life, but as a sacred privilege.
The only way to sustain this chosenness is to absolutely preserve the order and balance of nature. Every harm to nature threatens not only the environment but also the paradise order. If they do not make efforts throughout their lives to maintain this balance, they believe they will be expelled from paradise.
At the root of this fear and sensitivity lies a strong belief about the past: They believe that before their Goddess chose them, the world they lived in was completely destroyed and turned into hell due to human greed, exploitation, and destructiveness. Therefore, they see preventing today's paradise from meeting the same fate as a sacred responsibility. Those belonging to the Faith of Gaerith think that those sent to this paradise along with them, that is, people living outside the Siddim Forest, do not have the same consciousness and responsibility. According to them, these people constantly pollute paradise by acting selfishly instead of preserving the sanctity and balance of nature. That is, the problem is not just harming nature; it is seen as a crime committed against the sacred order.
Therefore, those belonging to the Faith of Gaerith consciously isolate their own people and the lands they live in from these people. This isolation is not just a protective reflex; it also clearly reflects the deep hatred and exclusionary attitude felt towards them. In other words, according to the Faith of Gaerith, these people are no longer just "irresponsible," but are in a position to be a threat that could drag paradise back into hell.
People belonging to the Faith of Gaerith think that as long as they succeed in remaining worthy of paradise, death is not an end for them, but rather a new beginning. When each of them dies, they believe that their souls are transferred to another living being and thus they experience paradise again in a new body. Therefore, death is not a feared annihilation, but rather a part of a continuously ongoing sacred cycle.
During soul transfer, they believe that all experiences belonging to their old bodies and previous lives are erased. This forgetting is not a loss for them; on the contrary, it means the purification of the soul and reaching potential purity. A memoryless rebirth is accepted as a divine intervention that completely purifies the soul from past mistakes and stains.
The Lubana Tribe established a permanent settlement in the Siddim Forest in ancient times. The exact date of this establishment is not known. However, considering the Kinyum evolution they underwent, it is assumed that they have been living here for centuries.
According to the Lubana Tribe's faith, Goddess Gaerith personally blessed this forest and sent them her teachings to preserve the order of these lands. Over time, the Lubana Tribe learned how to use their Goddess's blessing and teachings most effectively, and finally, by deepening their understanding of these teachings, they discovered how to transfer their Goddess's blessing to other lands. It is through this that the boundaries of the Siddim Forest expanded.
The Lubana Tribe, which transferred their Goddess's blessings to different regions of the Siddim Forest, divided their people into four different tribes to establish dominance in these regions, and then spread these tribes to the expanding lands. Although the origin of these four tribes is the same, the difference in the ecosystems of the regions they were made responsible for led to their ways of life diverging from each other over time. Nevertheless, these parts still serve the same purpose despite all the differences between them.
To sustain this common service together, they have established a common formation where people seen as wise from each part can come together every month and exchange views about developments.
To sustain this common service together, they have established a common formation where people seen as wise from each part can come together every month and exchange views about developments.
Every believer living here has completely adapted to the forest due to the effect of the Kinyum territory, and their bodies have also been shaped according to this adaptation.
Believers are shorter than normal humans but much more agile creatures. Each of their arms and legs has the strength to carry their body weight without difficulty. Their skin is extremely thick, and thanks to this thickness, ordinary insects in the forest cannot sting them. Their eyes allow them to see clearly at night as if it were day, and in the morning they reach incredible sharpness. Their ears have developed lengthwise to hear and detect even the lowest sounds around. Their noses are as sensitive as a dog's. They are immune to parasites, poisons, and organisms that could kill a human under normal conditions found in the forest.
They have built their settlements on the tops of incredibly large trees rising in the Siddim Forest. By connecting these settlements to each other, they create a community that extends like a spider web in the air. Through this method, they have built a settlement that operates with a primitive but flawless order.
All these features of the Faith of Gaerith place them among the communities in the world about which the least is known.
The Null Tribe, which serves in the first region where the Lubana Tribe settled when they came to this forest, can use hundreds of different parasites found in their land for various purposes. Since these parasites are exposed to Kinyum effect, they can cause symptoms many times more than those seen in normal parasites. Moreover, they do not need to stay inside the target organism for a long time to achieve this; they become instant and deadly living weapons. They can blind their targets, make them vomit their intestines from their mouths, and absorb their blood at a terrifying speed. When used for torture purposes, some species become unbearable weapons that force the target's skin to constantly itch.
The Null Tribe collects these parasites only from their natural areas and does this only when they really need them and in a controlled manner. Because disrupting the natural balance of the Siddim Forest is a situation that no one welcomes.
The most distinctive feature of the Narsa Tribe is their ability to domesticate creatures that have evolved in extremely different forms in the Kinyum territory and use them as their closest friends.
If an individual from the Narsa Tribe wants to domesticate a creature, according to traditions, they must prove that they can truly control that creature. Thus, they also show respect to the soul within that being. For this, they are asked to hunt the creature in its fully mature state. That is, the animal they domesticate is considered a direct sign of how powerful that person is.
The person given permission to domesticate spends a long time with the beast's young; they get to know it, bond with it, and act according to the goddess's teachings. Finally, they begin to serve the forest together with that creature.
The methods of the Narel Tribe are primarily based on keeping warriors fit and healthy. Various plants and organisms that normally only feel good, when exposed to the Kinyum territory for centuries and a new species emerges, gain visibly healing properties; they create miracles in the hands of those who know how to use these substances.
Thanks to these miraculous treatment methods, they are among the most advanced communities in the field of medicine in the world. However, the fact that health is more priority than war for this tribe puts them somewhat behind other communities in terms of military power. This gap is closed by sending support from some of the warriors of other Siddim Forest tribes.
Similarly, the Narel Tribe also sends its own healers to all tribes; thus, balance is constantly maintained among communities.
In the forest region where the Nirva Tribe lives, various mushrooms, plants with psychedelic effects, and trees containing these substances in their essence grow. With the effect of Kinyum, the psychedelic properties of these plants and substances have been strengthened to an incredible extent. The Nirva Tribe uses these natural substances to completely break their enemies' perception of reality and confuse their direction.
The Nirva tribe is usually the first to reach the field during attacks and shapes the conflict area according to their wishes. They use these substances by turning them into gas, applying them in liquid form to weapons, or in a way that can penetrate the blood when in direct contact with the skin. These natural materials with psychedelic properties are used not only for attack purposes but also to support their own warriors during conflict.
However, these substances are given to warriors only at critical moments. Because their effects are extremely short-lived and over time can lead to unpredictable side effects. It is because of these methods that they are sometimes met with prejudice by other tribes. However, the Nirva Tribe has always managed to maintain its respectability in the Siddim Forest along with the materials it has developed.